Zurück zu allen Nachrichten

Aus der BundeszentraleGündemVeröffentlicht am:

YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi Orta Vadeli Program Değerlendirme Raporu'nu Yayınladı

https://dosya.yeni-parti.org.tr/YENİ-PARTİ-EEK-OVP-DEĞERLENDİRME-RAPORU.pdfYENİ PARTİ EKONOMİ EŞGÜDÜM KONSEYİORTA VADELİ PROGRAM (2027-2029) DEĞERLENDİRME RAPORU9 EYLÜL 2026Yönetici ÖzetiOrta Vadeli Program (OVP), …

https://dosya.yeni-parti.org.tr/YENİ-PARTİ-EEK-OVP-DEĞERLENDİRME-RAPORU.pdf

YENİ PARTİ EKONOMİ EŞGÜDÜM KONSEYİ

ORTA VADELİ PROGRAM (2027-2029) DEĞERLENDİRME RAPORU

9 EYLÜL 2026

Yönetici Özeti

Orta Vadeli Program (OVP), Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılı için rehber oluşturması gerekirken inandırıcılığını ilk günden yitiren bir beyanname niteliğindedir. İktidar orta vadeli program açıklamakta ancak yakın vadeyi bile görememektedir.

Enflasyon tahmini iki yılda üç katına çıkmış, OVP her yıl ileri kayan bir ufuk belgesine dönüşmüştür. 2026 için konulan enflasyon tahmini sadece bir yıl içinde 12,4 puan yukarı güncellenmiştir. Merkez Bankası 2027 sonu için yüzde 15 tahmin ederken, OVP aynı yıl için yüzde 21 öngörmektedir; bu 6 puanlık fark, kurumlar arasında iletişim olmadığını göstermektedir.

Bahane dışarıda aranırken, bedel içeride ödenmektedir. Program sapmaları büyük ölçüde dış şoklarla açıklamaktadır; oysa sorulması gereken, Türkiye ekonomisinin bu şoklara neden dünyadaki birçok ülkeden daha sert tepki verdiğidir. Dış şokları kalıcı enflasyona dönüştüren iktidardır.

İşsizlik düşmemiş, işgücü erimiştir. Programın kendi tablosuna göre 2025-2026 arasında öngörülen net istihdam artışı sadece 13 bin kişidir. İşsizlik oranındaki hayali düşüş, yeni iş yaratılmasına değil, vatandaşların iş aramaktan vazgeçmesine dayanmaktadır.

Bütçenin ilk sırasında faiz, son sırasında yatırım bulunmaktadır. Devlet, yatırıma ayırdığı her 1 liraya karşılık faize 2 liradan fazla ödeyecektir. Kamu yatırımlarının millî gelire oranı program dönemi boyunca yüzde 3,2’de sabit kalmaktadır.

Vergi yükü yanlış omuzlarda artmaya devam etmektedir. Toplam vergi yükünün millî gelire oranı 2025-2029 arasında kesintisiz artmaktadır. Vergi gelirlerinin %60’ı dolaylı vergilerden toplanırken, bu dağılımı düzeltecek somut bir düzenleme, takvim veya sayısal hedef bulunmamaktadır.

Gelir dağılımı ölçülmemektedir. Metinde “gelir dağılımı” altı yerde geçmesine rağmen hiçbirinde sayısal bir hedef yoktur. Ölçülmeyen şey izlenmez, izlenmeyen şey için hesap sorulamaz.

Üretim aynı cümlelerin tekrarlanmasına rağmen yerinde saymaktadır. Sanayi son sekiz çeyrekte iki kez küçülmüş, sabit sermaye yatırımlarındaki artış hızla yavaşlamaktadır. Net ihracatın büyümeye katkısı 2027’de sıfır, 2028’de 0,1, 2029’da 0,2 puan öngörülmekte; “üretim ve ihracat odaklı büyüme” iddiası programın kendi tablolarında bile karşılık bulmamaktadır.

Tarım stratejik bir sektör olarak değil, bir enflasyon kalemi olarak ele alınmaktadır.

Üç yıllık program boyunca tarımsal katma değere ilişkin tek bir hedef konulmamıştır.

Sosyal güvenlikte örtülü bir sıkılaştırma yapılırken, sosyal yardımda belirsizlik sürmektedir. Sosyal güvenliğin temel sorunları kayıt dışı istihdam, düşük ücretler ve işgücüne düşük katılım iken, çözümün çalışanın ve emeklinin hakkını daraltmakta aranması kabul edilemez.

YENİ Parti İktidarında Orta Vadeli Program

1. Hedefleri hesap verilebilir hale getireceğiz. OVP hedeflerinden sapma halinde TBMM'ye gerekçeli sapma raporu sunulmasını yasal zorunluluk haline getireceğiz.

2. Vergi yükünün bileşimini değiştireceğiz. Dolaylı vergilerin payının hangi takvimle hangi orana getirileceğini şeffaf biçimde ilan edecek, gerçekleşmeleri her mali yıl sonunda kamuoyuyla paylaşacağız.

3. Gelir dağılımını ölçülebilir hedefe bağlayacağız. Gini katsayısı, en zengin/en yoksul yüzde 20 oranı ve yoksulluk oranı için program dönemi hedefleri koyacak, bunları yıllık olarak raporlayacağız.

4. Ücretleri enflasyona karşı koruyacağız. Asgari ücret ve kamu toplu sözleşmelerinde tutmayan hedef enflasyonu değil, gerçekleşen enflasyonu ve refah payını esas alacağız.

5. Kamu kaynağının tahsisini şeffaf hale getireceğiz. Vergi harcamaları ile teşviklerde seçim kriterlerini, taahhüt edilen istihdam ve ihracatı, gerçekleşmeleri ve destek alan şirketleri kamuoyuna açıklayacak; süreçleri Sayıştay denetimine tabi kılacağız.

6. Tarımı bir enflasyon kalemi değil, arz güvenliği meselesi olarak ele alacağız. Destekleme bütçesini reel olarak koruyacak, alım fiyatlarını hedef enflasyona göre değil üretim maliyeti esas alarak ve ekim öncesinde açıklayacak, hayvancılık ve çiğ süt için ayrı bir program hazırlayacağız.

7. Sosyal güvenlik ve sosyal yardım düzenlemelerini şeffaf ve hak temelli hale getireceğiz. Emeklilik ve sağlık geri ödemesindeki değişiklikleri açıklayacak; gelir desteğini siyasi takdire değil nesnel ölçütlere dayandıracağız.

2027-2029 Orta Vadeli Programı: Yol haritası yerine kendini tekrarlayan bir temenni belgesi

Orta Vadeli Program (OVP), Türkiye ekonomisinin önümüzdeki üç yılı için rehber oluşturması gerekirken inandırıcılığını ilk günden yitiren bir beyanname niteliğindedir.

Bir yıl önceki OVP’de yüzde 16 olarak tahmin edilen 2026 enflasyonu yüzde 28,4’e, 22,3 milyar dolar olarak öngörülen cari açık 47,5 milyar dolara yükseltilmiş; yüzde 3,8 olarak açıklanan büyüme hedefi yüzde 3,3’e indirilmiştir. Tek haneli enflasyon hedefi bu kez de 2029’a ertelenmiştir. Böylece Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemine geçildiği günden bu yana verilen tek haneli enflasyon sözü üst üste dokuzuncu kez tutulmamış olacaktır.

1. İki yılda üç katına çıkan enflasyon tahmini: her yıl ileri kayan ufuk belgesi!

2026 için konulan enflasyon tahmini sadece bir yıl içinde 12,4 puan yukarı güncellenmiştir. Bugünkü hükûmet ve ekonomi yönetiminin hazırladığı 2023 tarihli OVP’de 2026 sonu için enflasyonun yüzde 8,5 olacağı vaat edilmişti. 2024 yılında yayımlanan OVP’de 2027 için yüzde 7 olarak belirlenen hedef ise şimdi yüzde 21’e çıkarılmıştır.

Bu tablo, OVP’yi üç yıllık bir yol haritası olmaktan çıkarıp her yıl ileri kayan bir ufuk belgesine dönüştürmektedir. Hedefler tutmadıkça yenilenmekte, yenilendikçe inandırıcılığını yitirmektedir.

Üstelik programın kendi içinde de tutarlılık sorunu vardır. Merkez Bankası henüz geçen ay 2027 sonu için yüzde 15’lik bir enflasyon tahmini açıklamışken, OVP aynı yıl için yüzde 21 öngörmektedir. Para politikasını yürüten kurumla hükümet arasındaki 6 puanlık bu büyük fark kendi aralarında bir iletişime sahip olmadıklarını göstermektedir. Bu adım para politikasına zaten az olan güveni tamamen yok etmiştir.

Maalesef bu tutarsızlıklar nedeniyle ortaya çıkacak bedeli bu belgelere imza atanlar ödemeyecekler. Asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretler belirlenirken, toplu sözleşmelerde ve emekli aylığı hesabında tutmayacağını herkesin bildiği bu hedefler referans alınacaktır. Bu sorumsuzluğun faturası çalışanlara, emeklilere ve dar gelirlilere yüklenecektir.

2. Bahane dışarıda aranırken, bedel içeride ödeniyor

Program, 2026’daki sapmaları büyük ölçüde ABD/İsrail-İran savaşı, Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik, enerji fiyatları ve kuraklıkla açıklamaktadır. Oysa sorulması gereken, Türkiye ekonomisinin bu şoklara neden dünyadaki birçok ülkeden daha sert tepki verdiğidir.

Enerji ve ara malı ithalatına bağımlılık, tarımsal arzdaki yapısal sorunlar, kira ve eğitim başta olmak üzere hizmet enflasyonundaki katılık, yönetilen fiyatlar ve dolaylı vergiler, geriye dönük fiyatlama alışkanlığı ve kaybedilen güven — bunların hiçbiri bu yıl başlamadı. Dış şokları kalıcı enflasyona dönüştüren, hukuk devletinden uzaklaşan ve ekonominin yapısal sorunlarına çözüm üretmeyen AK Parti yönetimleridir.

3. İşsizlik düşmüyor, işgücü eriyor

Program işsizlik oranının 2026’da yüzde 8,1’e, 2029’da yüzde 7,6’ya ineceğini yazmaktadır. Ancak aynı programın kendi tablosuna göre 2025’te 32 milyon 566 bin olan istihdam 2026’da yalnızca 32 milyon 579 bine çıkmaktadır. Yani bir yılda öngörülen net istihdam artışı sadece 13 bin kişidir.

Aynı dönemde işgücüne katılım oranının yüzde 53,5’ten yüzde 52,9’a gerilemesi beklenmektedir. Yani işsizlik oranında hayal edilen düşüş yeni iş yaratılmasına değil, vatandaşların iş aramaktan vazgeçmesine dayanmaktadır.

Programın istihdam bölümünde “güvenceli esneklik” ve “esnek süreli istihdam modelleri” başlıkları yer almaktadır. Ayrıntıları henüz açıklanmayan bu modellerin reel ücretleri düşürme ve iş güvencesini zayıflatma riski bulunmaktadır.

4. Bütçenin ilk sırasında faiz, son sırasında yatırım var

Merkezî yönetim bütçesinin faiz giderleri 2025’teki 2 trilyon 54 milyar liradan 2027’de 3 trilyon 975 milyar liraya, 2029’da 5 trilyon 245 milyar liraya çıkmaktadır.

Buna karşılık 2027 bütçesinde sermaye giderleri 1 trilyon 852 milyar lirada kalmaktadır. Devlet, yatırıma ayırdığı her 1 liraya karşılık faize 2 liradan fazla ödeyecektir. Kamu yatırımlarının millî gelire oranı ise program dönemi boyunca yüzde 3,2’de sabit kalmaktadır.

Bu tablo mali disiplinin sağlandığını değil, geçmiş politika hatalarının bütçeyi ele geçirdiğini göstermektedir. Bütçenin bu yapısıyla ne eğitim, tarım ve sağlıkta kaybedilen zemin geri kazanılabilir, ne de sanayi dönüşümü yapılabilir.

5. Vergi yükü yanlış omuzlarda artmaya devam ediyor

Programa göre sosyal güvenlik primleri dâhil toplam vergi yükünün millî gelire oranı 2025’teki yüzde 24,3’ten 2029’da yüzde 25,1’e; genel bütçe vergi gelirlerinin oranı yüzde 17,5’ten yüzde 18,1’e çıkacaktır. Vergi yükü program boyunca kesintisiz artmaktadır.

Vergi yükü artarken bunu taşıyanlar değişmiyor. Türkiye’de vergi gelirlerinin %60’ı, geliri ne olursa olsun herkesin aynı oranda ödediği dolaylı vergilerden toplanmaktadır. OVP’de bu dağılımın düzelmesi için öngörülen değişiklikler asgari düzeydedir. Bu yapı sürerken vergi yükünü artırmak, doğrudan dar gelirlinin cebine el atmak anlamına gelmektedir.

Program her yıl olduğu gibi “mali güce göre vergilendirme” ve “vergi sisteminin gelir dağılımını iyileştiren bir araç olarak kullanılması” ifadelerine yer vermektedir. Ancak bu cümleleri hayata geçirecek tek bir somut düzenleme, tek bir takvim, tek bir sayısal hedef içermemektedir.

6. Gelir dağılımı altı kez anılıyor, bir kez bile ölçülmüyor

OVP metninde “gelir dağılımı” ifadesi altı yerde geçmektedir. Hiçbirinde sayısal bir hedef yoktur. OECD ülkeleri arasında en kötü sıralarda yer aldığımız Gini katsayısının düzeltilmesi için herhangi bir yol haritası bulunmamaktadır. En zengin yüzde 20 ile en yoksul yüzde 20 arasındaki gelir oranına ilişkin hedef yoktur. Yoksulluk oranının düşüşü planlanmamıştır.

Enflasyon, büyüme, işsizlik, cari denge ve bütçe açığı için virgülden sonrasına kadar hedef koyan bir belge, gelir dağılımı için tek bir rakam içermiyorsa bu ihmal değil, bilinçli bir tercihtir. Ölçülmeyen şey izlenmez, izlenmeyen şey için hesap sorulamaz.

Nitekim aynı cümleler son üç programda neredeyse kelimesi kelimesine tekrarlanmaktadır. “Adil gelir dağılımı” bu belgelerde bir hedef değil, bir “kopyala-yapıştır” alışkanlığına dönüşmüştür.

7. Üretimde dört yıldır aynı cümleler, sahada yerinde sayma

Sanayi ve teknoloji bölümlerindeki dönüşüm dili — sanayi büyüme havzaları, Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi, HIT-30, Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi — son dört programda neredeyse hiç değişmeden tekrarlanmaktadır.

Sahadaki tablo ise farklıdır. Sanayi son sekiz çeyrekte iki kez küçülmüştür. 2025’te sanayi yüzde 2,9 ile genel büyümenin (yüzde 3,6) altında kalmış, 2026’nın ilk çeyreğinde yeniden daralmıştır. Toplam sabit sermaye yatırımlarındaki artış 2025’teki yüzde 7,3’ten 2026’da yüzde 3,1’e, özel sektör yatırımlarındaki artış yüzde 6,9’dan yüzde 2,8’e gerilemektedir.

Yatırımlar bu hızda yavaşlarken 2029’da yüzde 5 büyüme hedeflenmesi, verimlilikte hangi somut sıçramanın beklendiği sorusunu cevapsız bırakmaktadır. Kaldı ki net ihracatın büyümeye katkısı 2027’de sıfır, 2028’de 0,1 ve 2029’da 0,2 puan olarak öngörülmektedir. Yani “üretim ve ihracat odaklı büyüme” iddiası, programın kendi tablolarında bile karşılık bulmamaktadır.

8. Tarım stratejik bir sektör olarak değil, bir enflasyon kalemi olarak ele alınıyor

Programda tarım, bağımsız bir sektör başlığı olarak yapılandırılmamış; “sürdürülebilir büyüme”, “fiyat istikrarı” ve “ekonomik güvenlik” eksenleri içinde bir arz güvenliği ve enflasyon parametresi olarak konumlandırılmıştır. Milyonlarca hanenin geçimini sağlayan bu sektör için üç yıllık program boyunca tarımsal katma değere ilişkin tek bir hedef konulmamıştır.

Rakamlar ortadadır: 2025’te tarımsal katma değer yüzde 8,5 küçülmüş, büyümeye 0,5 puan negatif katkı yapmış; yılın ikinci yarısında kuraklık ve don nedeniyle daralma yüzde 10,5’e ulaşmıştır. 2026’nın ikinci çeyreğindeki yüzde 13,3’lük artış ise bir toparlanma değil, bir baz etkisidir. İki yılın toplamına bakıldığında tarım yerinde saymaktadır. Aynı dönemde 267 bin kişi tarımı terk etmiştir; bu alandaki işgücü kaybı sanayideki azalıştan da yüksektir.

Programın tarım açısından en kritik cümlesi fiyatlama başlığındadır: Tarımsal ürün alım fiyatlarının, kamu maliyesine etkileri gözetilerek geçmiş enflasyona endeksleme davranışını azaltacak biçimde belirleneceği yazılmıştır. Bunun açık anlamı, üreticinin maliyet artışının geriye dönük telafisinden vazgeçilmesidir. Mazot, gübre, yem, ilaç ve elektrik fiyatları piyasada serbestçe oluşurken alım fiyatının hedef enflasyona bağlanması, üreticiyi dezenflasyonun bedelini tek başına taşıyan taraf haline getirir.

Bütçe de bu tercihi doğrulamaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destekleme bütçesi reel olarak dondurulmuştur. Buna karşılık sübvansiyonlu kredileri fonlayan borç verme kalemi 2027’den 2028’e üç buçuk katına çıkmaktadır. Üreticiye destek verilmemekte, borç verilmektedir.

Gıda enflasyonunu üreticinin gelirini bastırarak çözmeye çalışan her program, kısa vadede fiyatı, uzun vadede üretimi düşürür. Bunun sonu ithalat bağımlılığıdır. Türkiye bu tabloyu buğdayda, ette ve hatta samanda yakın geçmişte yaşamıştır.

9. Sosyal güvenlikte örtülü sıkılaştırma, sosyal yardımda belirsizlik

Program, sosyal güvenlik kuruluşlarının 2025’teki 167,2 milyar liralık açığının 2029’da 325 milyar liralık fazlaya döneceğini öngörmektedir. Bu tabi ki kendiliğinden gerçekleşecek bir iyileşme değildir. Aynı belgede “daha uzun süre istihdamda kalmayı teşvik eden düzenlemeler”, “etkin olmayan istihdam teşviklerinin sonlandırılması”, “prim tahsilatının etkinleştirilmesi” ve sağlık harcamalarında “değer bazlı geri ödeme” başlıkları yer almaktadır.

Bu ifadelerin somut karşılığı açıklanmalıdır. Emeklilik yaşı ve aylık bağlama oranlarında bir değişiklik düşünülüyor mu? Hangi prim teşvikleri kaldırılacak? Sağlık geri ödemesindeki “etkinleştirme”, hangi ilaç ve tedavilerde vatandaşın cebinden çıkacak tutarı artıracak?

Sosyal güvenliğin temel sorunları kayıt dışı istihdam, düşük ücretler ve işgücüne düşük katılım iken, çözümün çalışanın ve emeklinin hakkını daraltmakta aranması kabul edilemez.

Sosyal yardım tarafında ise durum daha da belirsizdir. Kamuoyunda tartışılan Gelir Tamamlayıcı Aile Destek Sistemi’nin adı OVP’de hiç geçmemektedir. Yaklaşık 3,6 milyon haneyi kapsayacağı ve yıllık maliyetinin 255 milyar lira olacağı hesaplanan bir düzenlemenin, bütçe kaydırmalarıyla mevcut sosyal yardımların yeniden dağıtılmasından ibaret kalması muhtemeldir.

YENİ Parti İktidarında Orta Vadeli Program

YENİ Parti Ekonomi Eşgüdüm Konseyi olarak tutumumuz nettir:

1. Hedefleri hesap verilebilir hale getireceğiz. OVP hedeflerinden sapma halinde TBMM'ye gerekçeli sapma raporu sunulmasını yasal zorunluluk haline getireceğiz.

2. Vergi yükünün bileşimini değiştireceğiz. Dolaylı vergilerin payının hangi takvimle hangi orana getirileceğini şeffaf biçimde ilan edecek, gerçekleşmeleri her mali yıl sonunda kamuoyuyla paylaşacağız.

3. Gelir dağılımını ölçülebilir hedefe bağlayacağız. Gini katsayısı, en zengin/en yoksul yüzde 20 oranı ve yoksulluk oranı için program dönemi hedefleri koyacak, bunları yıllık olarak raporlayacağız.

4. Ücretleri enflasyona karşı koruyacağız. Asgari ücret ve kamu toplu sözleşmelerinde tutmayan hedef enflasyonu değil, gerçekleşen enflasyonu ve refah payını esas alacağız.

5. Kamu kaynağının tahsisini şeffaf hale getireceğiz. Vergi harcamaları ile teşviklerde seçim kriterlerini, taahhüt edilen istihdam ve ihracatı, gerçekleşmeleri ve destek alan şirketleri kamuoyuna açıklayacak; süreçleri Sayıştay denetimine tabi kılacağız.

6. Tarımı bir enflasyon kalemi değil, arz güvenliği meselesi olarak ele alacağız. Destekleme bütçesini reel olarak koruyacak, alım fiyatlarını hedef enflasyona göre değil üretim maliyeti esas alarak ve ekim öncesinde açıklayacak, hayvancılık ve çiğ süt için ayrı bir program hazırlayacağız.

7. Sosyal güvenlik ve sosyal yardım düzenlemelerini şeffaf ve hak temelli hale getireceğiz. Emeklilik ve sağlık geri ödemesindeki değişiklikleri açıklayacak; gelir desteğini siyasi takdire değil nesnel ölçütlere dayandıracağız.

OVP'yi, hedefleri her yıl erteleyen bir temenni belgesi olmaktan çıkaracağız.

YENİ Parti iktidarında, düşük tek haneli enflasyon ortamında üretimi büyüten, geliri daha adil paylaştıran ve üreteni ödüllendiren bir program uygulayacağız.

Zurück zu allen Nachrichten