Tüm haberlere dön

Genel MerkezdenGündemYayın tarihi:

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir: “Fon Vurgunu Çürümüşlüğün Göstergesi”

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları dile getirdi:“Enflasyon rakamları ile birlikte ekonominin çöktüğü ve Şimşek politikalarının, dolayısıyla saray politikalarının …

YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları dile getirdi:

“Enflasyon rakamları ile birlikte ekonominin çöktüğü ve Şimşek politikalarının, dolayısıyla saray politikalarının duvara dayandığı ve memleketi nasıl bir felakete sürüklediği iyice ortaya çıktı. Tutturulamayan enflasyon hedefleri, pahalılığın altında inim inim inleyen milyonlar, işçiler, asgari ücretliler, işsizler, emekliler ve bütün bunlara vurdumduymaz, kendi gündeminde, kendi şatafatında, kendi lüksünde olan bir siyasi iktidar var.

2023'te seçimler öncesinde emeklilere 8'er bin lira seyyanen zam ve BAĞ-KUR emeklileri için 7200 prim günü sözünü vermişlerdi. Meydanlarda bu sözü verip emeklilerin oyunu almak istemişlerdi ve onlara inanan emeklilerimizin de bir kısmı onlara oy vermişti. Ancak bugüne kadar, yani neredeyse artık yeni seçimin konuşulacağı günlere gelmiş olmamıza rağmen hala emeklilerin sesine kulak vermeyen, emeklilerin feryadını duymayan, emeklilerimizi 23 bin 522 lira maaşa mahkûm eden, yani açlık sınırının oldukça altına mahkûm eden bir siyasi iktidar var. O sandık gelecek ve emeklilerimiz bunun hesabını onlardan soracak. Onlara 23 bin 500 lirayı layık gören; yani onları bir çay içemez, simit alamaz, torununa harçlık veremez, kirasını ödeyemez duruma düşüren bu iktidara gereken cevabı verecek.

Bir önemli sorun daha; emekli maaşı mevcut artışlardan yararlanamadığı için kök maaş uygulamasına geçtiler. Öyle maaşlar vardı ki, çok düşüktü ve eğer kök maaş olmasa hiç bir zam alamayacaktı. Onlar için dendi ki: "Biz bunu kök maaş kabul edelim, bunun üzerine vereceğimiz zammı verelim." O sırada ilk açıklandığında 1 milyonun altındaydı. Bu her yıl arttı, her yıl arttı ve şu anda 16,5 milyon emeklinin neredeyse 5 milyonu, neredeyse her 3 emekliden birisi kök maaşa mahkum edilmiş durumda. Biz onlardan, emeklilerimiz onlardan "maaşları yukarı çekin, yukarıda buluşturun, emeklilikte adalet olsun ama emekli de insanlık onuruna yakışır ve emeğinin karşılığı bir maaş alsın" dedikçe onlar ortalama emekli maaşını aşağı çektiler ve en dipte buluştular. Bu vicdansızlık devam ederse birkaç yıl sonra neredeyse bütün emekliler kök maaşa mahkûm olacaklar. Böylesine hazin bir durumla karşı karşıyayız. Ama emeklilerimiz merak etmesinler; o sandık gelecek, bu siyasi iktidar gidecek, bizim iktidarımızda da emeklilerimiz hak ettikleri gibi başımızın tacı olacaklar.

Bugün Selahattin Demirtaş'ın demir parmaklıklar arkasına konmasının 10'uncu yıldönümü. Kolay değil, tam 10 yıldır cezaevinde. Selahattin Demirtaş'ın hiçbir suçu olmadığını, 10 yıl yatmasını gerektirecek hiçbir suç işlemediğini Türkiye'de herkes biliyor ve herkes kabul ediyor. Sadece 86 milyon değil, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi üç kez karar verdi. 2018'de, 2020'de ve 2025'te üç kez dedi ki: "Selahattin Demirtaş'ın tutukluluğu uzundur, adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir" ve son kararında da özellikle 18'inci maddeye atıf yaptı. Yani siyasi iktidarın çoğulculuğu önlemek üzere, yani siyasi rakibini cezaevinde tutarak bertaraf etmek üzere yargıyı kullandığını ve bu yolla siyasi dizayn yaptığını açıklıkla karara bağladı. Türkiye açısından böylesine utanç verici bir kararla aslında yapılanın bir siyasi operasyon olduğu uluslararası hukukta da tespit edilmiş oldu. Sonuçta 10 yıl geçti, Demirtaş hâlâ içeride. Onun içeride olma sebebinin "seni başkan yaptırmayacağız" diye Erdoğan'a meydan okuması olduğunu ve ondan sonra başlayan süreçlerle Erdoğan'ın bir siyasi dizayn projesinin parçası olarak da Demirtaş'ı cezaevine attığını görüyoruz.

Bir süreç var. O sürecin bir parçası çerçeve yasa. Orada belirli tıkanıklıklar olduğunu görüyoruz. Biz tabii ki Türkiye'de barışın kalıcı bir şekilde inşa edilmesini önemsiyoruz, bizim önemli başlıklarımızdan birisidir. Bunun için de elimizi taşın altına koymaktan bugüne kadar çekinmedik, bundan sonra da elbette ki Türkiye'de bir daha hiçbir şehidimiz olmasın diye bağrımıza taş basarak zaman zaman zorlansak da kimi kararları veririz. Ama bir de demokratikleşme tarafı var. Bizim Komisyon Raporumuzun 7'nci bölümüne tüm partiler imza attılar. Orada açıkça yazdık, "Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına eksiksiz uyulacak" dedik. Hatta Cumhur İttifakı'nın temsilcileri biz o raporu yazarken: "Bunu yazmamıza dahi gerek yok. Çünkü Anayasamız açık. Hem Anayasamızın gereği olarak hem de evrensel hukukun gereği olarak Anayasa Mahkemesi kararları herkesi bağlar, uymamak düşünülemez bile ve Anayasa 90'a göre de AİHM kararları bağlayıcıdır. Hatta Türkiye'deki kanunlarla çelişirse AİHM kararları uygulanır" demektedir. Yok dedik, Türkiye'de bu uygulanmıyor. Yazalım, peki yazalım. Yazdık mı? Yazdık. Rapora bağladık mı? Bağladık. Herkes imzaladı mı? İmzaladı. Herkes hâlâ "raporun arkasındayız" diyor mu? Diyor. Peki, Demirtaş niye hâlâ hapiste? Bu sorunun cevabı var mı? Bunun adı rehine siyasetidir. Birilerini rehine tutuyorlar. Önümüzdeki süreçle ilgili siyasi projelerini gerçekleştirmek üzere adeta satranç oynar gibi taşlarla oynama gayreti içindeler. Biz bu kirli aklı asla kabul etmiyoruz. Türkiye'de demokrasi hakim olmalı, toplumsal barış için gerekli adımlar atılmalı, suçsuz günahsız insanlar cezaevinde bir gün bile tutulmamalı e en nihayetinde 86 milyon Türkiye'yi kimin yöneteceğine özgürce karar vermeli. Ama milletin onları seçmeyeceğini, milletten artık destek alamayacaklarını anladıkları için aktörlerle, siyasetçilerle, onların çevreleriyle, siyasi partilerle, gayrimeşru mahkeme kararlarıyla uğraşıyorlar. Sayın Demirtaş'ın 10 yıl cezaevinde tutulması ile bugün Sayın Ekrem İmamoğlu'nun 1,5 yılı aşkın süredir cezaevinde tutulması arasında aslında hiçbir fark yoktur. Kim Erdoğan'ın karşısına çıkarsa, kim onun koltuğunu tehdit ederse, kim "bu varken ben bir daha seçilemem" diyorsa o kişi cezaevine konuyor.

100 yıllık partiye gayrimeşru butlan kararı ile eski kolayca yendikleri yönetimin getirilmesi, partinin fiilen işgal edilmesi de aslında benzerdir. O da kurumsal bir yapıya yapılan bir darbe girişimidir. Bunun da asıl hedefinin Erdoğan'ı o koltukta tutabilme çabası olduğunu biliyoruz. Ama bütün bu kirli planların her birini bu millet bozacaktır. Biz milletimizleyiz, milletimize inanıyoruz, milletimize güveniyoruz ve milletimizin mücadelesi ile bizim verdiğimiz mücadeleye desteğiyle elbette ki bu karanlığı hep birlikte yeneceğiz.

Türkiye'nin en sıcak konusu fon vurgunu, fon soygunu, yüz yılın soygunu. Öyle bir soygun ki, yüzyılın felaketi 100 milyar dolara mal olmuştu. Yüzyılın soygunu 200 milyar dolar civarında bir zarara yol açtı henüz şimdilik. Öylesine derin çelişkiler içerisindeler ki, bu krizin altında kaldılar, krizin altında eziliyorlar, kaçacak delik arıyorlar, birbirlerini suçluyorlar. Kameralar önünde "merak etmeyin güçlüyüz, kontrol ettik, nereye gidiyorsa gideceğiz" diyorlar ama gerçekte birbirlerine tekme atıyorlar, birbirlerini çekiyorlar, birbirleri hakkında dosyalar hazırlıyorlar ve birbirlerini yok etmek üzere çaba içerisindeler. Açıkça görüyoruz bunu.

Bakın ilk başta hatırlayacaksınız "çok kısıtlı bir durum" dediler ama daha dün Adalet Bakanı "organize bir suç örgütü tespit ettik" dedi ve "üst düzey finans bürokrasisi de örgütün içinde" dedi. Daha üç gün öncesine kadar iktidardan birileri "çok kısıtlı" derken, Adalet Bakanı "organize bir suç örgütü var ve bürokrasi de bunun içerisinde" dedi ve "aralarında hiyerarşik bir ilişki var" dedi. Yine aynı şekilde "hızlıca mağdurların sorunlarını çözeceğiz" demişlerdi, 50 gün geçti hiçbir şey yok. 50 gün geçti hızlıca çözecektiniz, 50 gün geçti hiçbir etkili adım atamadılar. Değerli arkadaşlar, dediler ki: "Finansal sistemimiz çok sağlam, biz denetliyoruz merak etmeyin." Ama Adalet Bakanı diyor ki: "Denetim mekanizmalarına kadar sızan bir örgüt var" diyor. Buyurun... İktidardan birisi diyor ki: "Denetim mekanizmalarımız etkili." Adalet Bakanı diyor ki: "Denetim mekanizmalarına kadar sızan bir örgüt var." Nitekim burada Adalet Bakanı haklı görünüyor. Çünkü Cumhurbaşkanı bir fon masası kuruyor, fon kurulu kuruyor. Bu kurul güya bu sorunları tespit edecek ve çözecek; hem de hızlıca çözecek, hem de nereye kadar gidiyorsa gidecek Güya. O masaya davet edilenlerden birisi görevinden alındı, birisi tutuklandı ev hapsinde, diğeri de tutuklandı cezaevinde. İşte sizin denetiminiz...

Dediler ki: "1 milyona kadar herkesin parasını ödeyeceğiz, daha fazla olana da ara ödeme yapacağız" dediler. Daha mürekkebi kurumadan "yok, biz ödemeyi yapmayacağız." En son yasayı geçirdiler. Anlaşıldı ki, yasa derde derman değil ve küçük yatırımcılardan en fazla alabilen 250-300 bin lirasına kavuşabildi. Paralar hâlâ içerde. Üstelik o paraların da nereden ödendiği belli değil. Çünkü açıkladıklarına göre 19 milyar liralık bir tövbe fonunda, tövbe hesabında para birikmiş. İlk etapta ödedikleri para 29 milyar lira civarında. Kalan parayı nereden ödediniz? Kim ödedi? 86 milyonun sırtına mı yıktınız? Bu sorunun cevabı da henüz ortada yok.

Adalet Bakanı önemli bir şey daha söyledi, "bunun bir de medya ayağı var" dedi. Evet, artık bütün operasyonlar medya ayağı olmadan yapılmıyor biliyorsunuz. Operasyonel gazeteciler, operasyonel Youtuber’lar, operasyonel kanallar var ve bu kanallar üzerinden de bütün bu işler organize ediliyor. Adalet Bakanı da bundan şikayetçi. Biz biraz daha açalım konuyu. Adalet Bakanı bu açıklamasını yapıyor, dikkate değer bir açıklama. Yeni Şafak manşetten veriyor ama bakıyorsunuz Sabah Grubu, yani damadın grubu hiç görmüyor, yok gibi yapıyor. Bir siyasi iktidarda bundan daha açık çatırdama olabilir mi? Bundan daha büyük iç kavga belirtisi olabilir mi? Siz gazetecisiniz, kanalsınız, yayın yapıyorsunuz; sizin iktidarınızın Adalet Bakanı önemli açıklamalarda bulunuyor. Niye görmezden geliyorsunuz? Neden? Bunun bir sebebi olmalı. Bunun sebebi Erişah Arıcan mı? Bunun sebebi Taha Çakmak'ın cezaevinde olması mı? Bunun sebebi Taha Çakmak'ın yardımcısı Çağrı Akpınar'ın da aynen Berat Albayrak gibi, aynen Şahap Kavcıoğlu gibi Erişah Arıcan'ın doktora öğrencisi olması mı?

Taha Çakmak diyoruz, Taha Çakmak... Kim bu? 1 milyon dolar rüşvet almış. Çok daha önemlisi TERA Fon'un finansmanını Türkiye Sigorta'dan sağlamış. 25 milyar lirayı götürmüşler. Birileri 25 milyar lirayı cebine koymuş götürmüş Taha Çakmak sayesinde. Taha Çakmak'ı kimler koruyor. Taha Çakmak konuşursa kimlerin başı gidecek? Bu yüzden mi kendi bakanınızın bile açıklamalarını manşete çekmeye korkuyorsunuz?

Aynı şekilde değerli arkadaşlar, bakın Türkiye Sigorta 16.3 milyar lira batırmış. Niye? Kim için? TERA Fon için batırmış ve şimdi ortada kavga büyük. İşte böyledir arkadaşlar, tek kişilik rejimler böyledir. Dilimizde tüy bitti, çok anlattık. Bir kişiye her şeyi emanet ederseniz, her yerden o kişinin atadığı kişiler, atadığının atadığı kişiler, ona en yakın kişiler, ona bir şekilde ulaşabilmiş kişiler... Orada bir çürüme olur. Bakın Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, BİST Yönetim Kurulu üyesi çıktı. Daha ne söyleyeceksiniz? Kimin kimi denetleyicileri belli değil, Kimin kime çelme attığı belli değil, kimin kimle hesaplaştığı belli değil; kimin milyar liraları götürdüğü, kimin arka çıktığı, kimin göz yumduğu, kimin destek olduğu belli değil. İşte çürüme budur. İşte bu nedenle siz bu fon vurgunun üstüne gidemezsiniz.

O kadar büyük bir vurgun ki, o kadar milyonları etkiledi ki, bakın birkaç rakam paylaşmak istiyorum sizinle. 456 bin yatırımcı var. Onlar zaten fon mağduru, onlar perişan. Onlar doktor parasını, ameliyat parasını, çocuğunun okul masrafını, araba umudunu, ev alma umudunu, belki her şeyini bu tosuncuklar malı götürsünler diye kaybettiler. Ama aynı zamanda borsa yüzde 30'a yakın çöktü ve vatandaşlarımızın büyük bir kısmının küçük yatırımcının borsada parası var. Küçücük yatırımları ile güçlü hisse senetlerini almışlar, devletlerine güvenmişler, "denetleniyordur muhtemelen" demişler ve almışlar. Onlar da paralarının neredeyse yarısını kaybettiler. 7 milyona yakın yatırımcıdan bahsediyoruz... 7 milyona yakın yatırımcıdan bahsediyoruz ve bunların harcamaları elbette ki artık son derece kısıtlandı. Büyük bir durgunluk, büyük bir resesyon ve giderek derinleşen bir ekonomik krizle baş etmek zorundayız. Şirketlerin piyasa değerinde 8 trilyona yakın çöküş var. Borsadaki şirketlerin piyasa değerinde 8 trilyona yakın çöküş var. Para piyasaları fonlarından 551 milyar lira kaçmış. Merkez Bankası rezervi, yani dünyanın en yüksek faizini vererek oluşturabildiğimiz Merkez Bankası rezervi 20 milyar dolar azalmış. Sonuç olarak hep birlikte kaybediyoruz. Sonuç olarak çürümüş bir siyasi iktidar ve bu siyasi iktidarın koltuğunu koruma çabasından başka yapacak hiçbir şeyi kalmamış ve bu fon krizinin altında kendisi ezilirken maalesef 86 milyonu da mağdur etmiş durumda.”

Emir, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 100 il önerisinin sorulması üzerine şunları dile getirdi:

“İlçeleri il yapma önerileri her seçim yaklaştığında kimi siyasetçiler tarafından getirilir. O tabii o bölgedeki insanların bir kısmını memnun eder, bir kısmını da rahatsız eder. Bunun bir seçim yatırımı olduğuna bir şüphe yok. Ama burada tabii ki il olması gereken, il olmayı hak eden büyüklükler anlamıyla ilçeler vardır. Ama bunun bir seçim propaganda malzemesi olmaktan öte, gerçekten beşeri yönetimin gerçekçi, rasyonel ihtiyaçlarına göre akıllıca yapılması çok daha doğru olur.”

YouTube videosu

Videoyu başlattığınızda YouTube (Google Ireland Ltd.) sunucularına bağlanılır ve IP adresiniz gibi veriler YouTube'a iletilir. Ayrıntılar için veri koruma bilgilendirmemize bakın. Veri koruma (Datenschutz)

Tüm haberlere dön